DARUŞŞİFA İSLAM TIP TARİHİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ https://dasitad.com/index.php/darussifa <p>DARÜŞŞİFA İSLAM TIP TARİHİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ</p> <p>e-ISSN: 2822-4949</p> <p>Darüşşifa İslam Tıp Tarihi Araştırmaları Dergisi,1 Mart 2022’de yayın hayatına başlamıştır ve ilk sayısı Haziran 2022’de yayımlanmıştır. Dergimiz başta İslam Medeniyetinde Tıp, Sağlık Bilimleri, Eczacılık, Tıbbı Nebevi, Halk Bilimleri ve Veterinerlik, İlahiyat, Felsefe, Sosyoloji, Tarih ve Bilim Tarihi alanlarının tarihine dair makale, derleme, kritik, çeviri ve doktora tez özeti türünden bilimsel çalışmaları kabul edecektir. Söz konusu alanlara ait olmak üzere hakem değerlendirmesine sunulan, hakem değerlendirmesi sonucunda yayımlanabilir oluru almış ve Yayım Kurulu tarafından yayımlanması kararlaştırılmış makaleleri online ortamda yayımlayacak uluslararası hakemli bir dergidir. Haziran ve Aralık tarihlerinde olmak üzere periyodik olarak yılda iki defa yayımlanması planlanan Darüşşifa İslam Tıp Tarihi Araştırmaları Dergisi, nitelikli bilimsel araştırmaların yaygınlaşmasını önemsemekte, bu ürünleri ilgili okurlara ve bilimin gelişmesini destekleyen kişi ve kurumlara ulaştırmayı amaçlamaktadır. Süreçleri yayın etiğine ve hizmet kalitesine uygun olarak yürüten Darüşşifa İslam Tıp Tarihi Araştırmaları Dergisi Dergisi, bilimsel değeri yüksek makaleler yayımlamak suretiyle uluslararası indekslerde taranma yanında dolaylı olarak genç araştırmacıların akademik açıdan yetişmelerine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Makalenin ister yayımlanabilir ister yayımlanamaz olduğuna karar verilsin, bütün hakem raporlarının aynı zamanda araştırmacıyı bilimsel çalışma yapma kabiliyeti açısından eğiteceğini düşünmekteyiz.</p> Assoc. Prof. Zehra Gençel Efe tr-TR DARUŞŞİFA İSLAM TIP TARİHİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 2822-4949 Psikolojik Etmenler ve Öfkenin Fıkhî Hükümlere Etkisi https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/62 <p>Bir beşer olan insan Yüce Allah tarafından en güzel şekilde yaratılmıştır. Nitekim insan fiziksel bazı unsurlarla birlikte, onu diğer canlılardan ayıran, insan formuna sokan birtakım duygu ve güdülerle donatılmıştır. Bu bağlamda insanı diğer canlılardan ayıran, onun akıl sahibi bir varlık olmasıdır. Akıl ve düşünme yetisi gibi üstün meziyetlerle yaratılması, insanın daha ağır bazı sorumlulukları yüklenmesini gerektirmiştir. Bu sorumluluklardan bir kısmı insanın bazı zihinsel hallerinden müteşekkildir. Nitekim öfke gibi birtakım güdüler psikolojik olup, insanın çeşitli tasarruflarına etki etmektedir. <em>Abdurrahman Caner</em>’in kaleme aldığı <em>“Psikolojik Etmenler ve Öfkenin Fıkhî Hükümlere Etkisi”</em> isimli kitap çalışması, öfkenin insanın ibadet ve muamelat gibi birtakım alışverişlerine etki edebileceğini merkeze alan bir inceleme/araştırma niteliğini taşımaktadır. İslam hukukunda öfkenin etki alanı oldukça fazladır. Bu itibarla öfke ve öfke neticesinde ortaya çıkan çeşitli fıkhi problemler ile çözüm yolları, halen güncelliğini koruyan bir argüman olarak karşımızda durmaktadır. Yazar bu çalışmada öfke kavramı, öfkeyi meydana getiren sebepler ile öfkenin ibadet ve muamelata etkisinin fıkhi değerlendirmesini ele almıştır.</p> Zübeyir ASLAN Telif Hakkı (c) 2023 Zübeyir ASLAN https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 109 113 Hz. Peygamber (Sav) ve Engelliler https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/59 <p>İnsan, yaratıcının özel bir statü verdiği varlıklar arasında mükemmel bir donanıma sahip olmasının yanı sıra, doğuştan veya sonradan gelişen engellilik durumu da insanlık tarihinde yaygın ve yadsınamaz bir gerçekliktir. İnsan, sadece mükemmel ve sağlıklı bir şekilde var olmanın ötesinde, yaşamın karmaşıklığını ve çeşitliliğini engellilikle mücadele eden bireylerin varlığıyla birlikte deneyimlemektedir. Bu durum, insan varlığının zenginlik ve çeşitliliği içinde, her bireyin benzersiz bir hikâyeye sahip olduğu evrensel bir gerçekliği yansıtmaktadır. Aslında dezavantajlı bireylere olan bakış, o toplumdaki insanların ahlaki seviyelerini ve insana verdikleri değeri de göstermektedir. Seri editörlüğünü Adem APAK’ın yaptığı “Tüm İnsanların Peygamberi” konulu bir projede, on başlık altında Hz. Peygamber’in çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar, devlet görevlileri, varlıklılar, yoksullar, yakınlar, gayri müslimler ve engellilerle ilişkileri serisinin 10’uncu kitabı olarak “Hz. Peygamber (sav) ve Engelliler” adıyla alanın uzmanlarından Cuma KARAN tarafından telif edilen bu eser, toplumumuzun neredeyse yüzde onunu aşan “engelliler” ile ilgili farkındalık oluşturması açısından önemlidir. Eserin değerlendirilmesine yönelik olmak üzere; Engelli insanların horlandığı bir dönemde gerek bu durumu düzeltmeye yönelik inen âyetler ve gerekse Hz. Peygamber’in engelli sahâbîlere gösterdiği ilgi, empati ve anlayışla dolu iletişimi, engelli bireylerin toplum içinde etkin bir şekilde yer almalarını teşvik etmesinin önemi ve bu değerleri güncel yaşantımıza entegre etmek gibi konular üzerinde durulmuştur.</p> Edip AKYOL Telif Hakkı (c) 2023 Edip AKYOL https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 114 118 Asklepion’dan Darüşşifa’ya https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/58 <p>İnsanlık tarihi boyunca, tedavi mekanları farklı gelişim evresi geçirmiştir. Mağaralarda başlayan süreç; çadırlara, evlere, dini kurumlara taşınmış zamanla kendi mekanlarını yaratmıştır. Anadolu’da Türklerin iki büyük devleti olan Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nin sağlık kuruluşlarına odaklanan eser; antik dönemlerden başlamak üzere sağlık mekanlarının gelişimi, işleyişi, mimarisi, tarihi, tedavi yöntemleri ve çevresel etkileri alanına değinerek kapsamlı bir çalışma ortaya koymaktadır. Çalışmayı farklı kılan unsurlar; mimari-tedavi etkileşimini irdelemesi, terapötik unsurlara vurgu yapması, tıbbî gelişimin mimari ve tedavi yöntemleri bazında incelemesidir. Antik çağlardan başlamak üzere Osmanlı Devleti’nin sonlarına kadar mimari tasarımla hastaların tedavi sürecine katkıda bulunmaya çalışıldığı görülmektedir. Gün ışığı, temiz hava, yeşil alan, botanik ve doğal su kaynakları bu amaçla kullanılan unsurlar olmuştur. Bunun mimariye yansımaları havuz, pencere, aydınlık feneri, hamam, bahçe gibi unsurlarda karşılık bulduğu görülmüştür. Her dönemde sağlık mekanlarının kuruluş amacı aynı olsa da mimari yorum, kültürel etkileşim ve tedavi yöntemleri farklılık göstermiştir.</p> Ceren ARSLAN ÖZÜDOĞRU Telif Hakkı (c) 2023 Ceren ARSLAN ÖZÜDOĞRU https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 118 128 Emevi Halifesi I. Velid’in Dımaşk’ta Kurduğu Hastane Üzerine Bazı Mülahazalar https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/57 <p>Dımaşk şehri, İlk Çağlardan Bizans’a, ilk İslâm fatihlerinden Emevîlere uzanan tarihsel çizgide önemli olaylarla birlikte anılmıştır. Şehrin siyasî ve askerî geçmişinden ziyade, kültür ve medeniyete olan katkısı bu kadîm toprakları önemli hale getirmiştir. Dımaşk, 661’de Emevî Devleti’nin başşehri olmasıyla yeni bir aşamaya geçmiş, Halife I. Velîd’in kurduğu hastane, İslâm tarihinin ilkleri arasında yerini almıştır. Bizans tesirinin açıkça görüldüğü yönetim anlayışı, hastaneler ile de kendisini göstermiştir. Müslümanlar yanında Hristiyan hekimlerin görev yaptıkları bu hastane, yeni fetihlerle birlikte şehre gelmeye başlayan doktorlarla da zenginleşmiştir. Akıl hastalarından cüzzamlılara varıncaya kadar geniş bir yelpazeye hizmet veren bu hastane, o döneme göre neredeyse tam teşekküllü bir sağlık kurumu olarak kendisini göstermiştir. Ayrıca cerrahî operasyonlar yanında hekimlerin konsültasyon uygulamaları ile de zengin bir tedavi uygulaması ortaya koymuştur. Dımaşk’ın öteden beri var olan tıp alanındaki birikimi, Antakya, Harran ve İskenderiye; hatta Cündişapûr ekolleri ile daha da zenginleşmiş, bu husus da Dımaşk hastanesinin önemini artırmıştır. Üstelik cüzzamlılara ve akıl hastalarına uygulanan tedavi metotları ve insanî yaklaşımlar, daha sonraki dönemlerde de kendisini göstermiştir. Bu hizmetlerden herkesin yararlanması ise I. Velîd zamanı sosyal devlet anlayışının bir göstergesi olmuş, dönemin fetihler yanında farklı bir yüzünü ortaya koymuştur. Bu hastanenin hekimlerinin isimlerinin çok azı bilinse de şehrin kadîm tıp geçmişi, bu hastanede önemli ve yetkin doktorları ağırladığını ortaya koymuştur. Her ne kadar bu uygulamaların temelinde İslâm’ın sağlığı korumakla ilgili tavsiyeleri temel etken olsa da Halife I. Velîd’in kurduğu hastane, İslâm tıp tarihine önemli bir basamak teşkil etmiştir. Dımaşk Hastanesi’nin oluşumuna devletin kurucusu olan Muâviye’nin de katkı sunduğu, onun başlattığı uygulamanın kendisinden sonrakilere tevarüs ettiği ve I. Velîd ile kemale ulaştığı müşahede edilmiştir. Hakkında müstakil bir çalışma olmayan bu önemli konu, temel klasik kaynaklar yanında modern araştırmalarla da desteklenmiş ve Dımaşk hastanesinin daha sonraki sağlık kurumları için ilham kaynağı olduğu anlaşılmıştır.</p> <p><strong>Anahtar Kelimeler: </strong>İslâm Tarihi, Emevîler, Dımaşk, I. Velid, Hastane.</p> Nadir KARAKUŞ Telif Hakkı (c) 2023 Nadir Karakuş https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 57 68 Üç Kadın, Üç Dârüşşifâ, Üç Taç Kapı https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/55 <p>Anadolu’nun Türkler tarafından yurt edinilme sürecinde yoğun bir imar faaliyeti başlamıştır. İnsanların barınabileceği evler dışında, ibadetlerini gerçekleştirecekleri cami, mescit, türbe gibi dini yapılar, ilmi çalışmaların yapıldığı medreseler, tüccarların ve yolcuların kalabileceği kervansaraylar, askeri amaçla kullanılan ribâtlar, sağlık eğitimi ve hizmetlerinin sunulduğu dârüşşifâlar, imar faaliyeti kapsamında inşa edilen yapılardır. Bu yapılarda erkek bâniler kadar olmasa da kadın bânilerin izleri görülmektedir.</p> <p>Türk geleneğinde kadının diğer toplumlara göre önemli konumlarda olması, devlet yönetiminde söz sahibi olması ve hatta gerektiğinde beylik gibi hiyerarşinin en yüksek konumunda olduğu örneklerin bilinmesi, kadının bânilik müessesesinde olmasını pek de şaşırtıcı kılmaz. Selçuklu Dönemi’nde sınırlı sayıda olan kadın bânilerin sayısı, Osmanlı Dönemi’nde artmıştır. Hanedan mensubu ve halktan hayırsever kadınlar, öncelikle İstanbul olmak üzere, kutsal topraklar ve Osmanlı topraklarının hemen hemen her yerinde cami, medrese, dârüşşifâ, hamam ve çeşme gibi birçok yapı yaptırmışlardır. Bu yapılar kadın bânilerin kişisel gelirleriyle kurdukları vakıflar aracılığıyla yaptırılmış ve giderleri bu vakıflar tarafından karşılanmıştır.</p> <p>Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’nde yapılan yapılar sadece işlevleri yönünden değil güzellik açısından da dikkatle inşa edilmişlerdir. Kadın bânilerin yaptırdığı yapılar gerek işlevsellik gerek abidevilik gerekse süsleme yönünden erkek bânilerce yaptırılan eserlerden geri kalmamıştır. Anadolu Selçuklu Dönemi’nden yıkılmadan günümüze gelebilen yedi dârüşşifânın üçünün kadın bânilerce yaptırılmış olması kadınların halk sağlığına önem verdiklerine ve tıp bilimine katkı sunduklarını göstermektedir. Bu makalede 13. ve 14. yüzyılda kadın bânilerce yaptırılmış, Gevher Nesibe, Divriği ve Amasya Dârüşşifâları incelenmiştir. Dârüşşifâların bulundukları yerler, yapılış tarihleri ve bânilerinin hakkında bilgiler sunulduktan sonra dârüşşifâların yapılış amaçları hakkındaki bilgi ve rivayetlere yer verilmiştir. Dârüşşifâların plan ve malzeme özellikleri ele alındıktan sonra taç kapılarının süsleme özellikleri değerlendirilmiştir.</p> Rümeysa KARAKAŞ TAHİROĞLU Telif Hakkı (c) 2023 Rümeysa KARAKAŞ TAHİROĞLU https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 69 87 Patient Safety in The Era of Hammurabi: A Historical Analysis https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/56 <p>This historical analysis delves into the concept of patient safety during the reign of Hammurabi, the sixth king of Babylon, from approximately 1792 to 1750 BCE, comparing it to various historical periods. Patient safety, a central element of modern healthcare, is explored in the context of Hammurabi's legacy, primarily his Code, one of the earliest known legal codes in human history. The legal provisions addressing medical practices within the Code reveal the paramount importance placed on preserving life and well-being in ancient Babylon, laying the groundwork for contemporary patient safety principles.</p> <p>The study compares patient safety practices in Hammurabi's time to different historical eras, including Old Egypt, the era of Hippocrates, the Ottoman Empire, 19th-century Europe, and the present day, offering valuable insights into the evolution of medical care and ethical standards. Notably, Hammurabi's era demonstrated a nuanced approach to medical ethics, incorporating principles of proportional punishment for medical malpractice. The comparative analysis highlights the remarkable progress in patient safety and healthcare practices over time, underlining the enduring commitment to safeguarding patient well-being and the establishment of accountability for medical practitioners.</p> <p>This comprehensive examination of patient safety practices across diverse historical periods underscores the significant advancements made in healthcare and patient care, ultimately reinforcing the importance of preserving and improving the well-being of individuals in need.</p> Fatma SUSAM Telif Hakkı (c) 2023 Fatma SUSAM https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 88 97 Orta ve Yeni Çağda Şifalı Bitki Lojistiği https://dasitad.com/index.php/darussifa/article/view/60 <p>Şifa kaynağı olan veya olduğu düşünülen bitkiler insanoğlu tarafından binlerce yıldır üretilmekte ve tüketilmektedir. İnsanoğlu şifalı bitkiler hususundaki deneyimlerini nesilden nesile aktardığı gibi coğrafyadan coğrafyaya da aktarmıştır. Bu aktarım sayesinde şifalı bitkilerin nereden temin edileceği ve nasıl kullanılacağı hususunda bir bilgi dağarcığı oluşmuş ve insanlığın istifadesine sunulmuştur. Şifalı bitkilerin üretildikleri yerden kullanıcılara ulaştırılması için geçmişten bu yana ticaret yolları kullanılmıştır. İnsanoğlu maruz kaldığı hastalıkların şifasını geçmişten bu yana genellikle bitkilerde aramıştır. Gerek geleneksel tıpta gerekse modern tıpta bitkiler şifa veren özellikleriyle şifa veren ellerin yardımcısı olmuştur. Özellikle şifa kaynağı olmada diğerlerinden ön planda olan bazı bitkiler şifalı bitkiler olarak tanımlanmıştır. Şifalı bitkilerin şöhreti dünya coğrafyasında yaygınlaşmasına rağmen iklim ve toprak yapısı gibi sınırlayıcı faktörler bu bitkilerin her yerde yetiştirilmesine imkân vermemiştir. Bu durum, söz konusu bitkilerin ihtiyaç duyulduğu ama üretilemediği noktalara ulaştırılması için ticaret yollarının kullanılmasını gerektirmiştir. Orta Çağın en önemli ticaret yolları olan İpek ve Baharat yolları şifalı bitki ticaretinde öne çıkarken coğrafi keşiflerin yapılması özellikle Yeni Çağda yeni kaynak noktalarının, yeni rotaların ve hatta yeni şifalı bitkilerin kazanılmasına olanak sağlamıştır. İhtiyaç duyulan şifalı bitkilerin doğru zamanda, doğru yerden temin edilerek kullanıcılara ulaştırılmasında lojistik açıdan karşılaşılan sorunlar zamanın deneyimli tacirleri, denizcileri ve kervan yöneticileri tarafından ustalıkla çözülürken kazanılan deneyimler günümüz tıbbi lojistik kavramının evrensel gerçekliklerine de taban oluşturmaktadır.</p> Ahmet Fatih TAHİROĞLU Telif Hakkı (c) 2023 Ahmet Fatih TAHİROĞLU https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0 2023-12-31 2023-12-31 2 2 98 108